MAKALELER

OHAL Dönemi KHK’ları Hakkında Anayasa Mahkemesi Kararının Değerlendirilmesi

                                                                                                                                                       Taner ERASLAN
                                                                                                                                                               İç Denetçi

OHAL Dönemi KHK’ları Hakkında Anayasa Mahkemesi
Kararının Değerlendirilmesi
                                                                                                                                                       
Basından öğrendiğimiz üzere, CHP tarafından Anayasa Mahkemesine yapılan ve OHAL
döneminde yayınlanan KHK’lar hakkında, yüksek mahkeme “görevsizlik” kararı vermiştir.
1982 anayasasının 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, Anayasa Mahkemesinin
görevlerini ve yetkilerini düzenleyen 148. Maddesi aşağıda verilmiştir:
3. Görev ve yetkileri
Madde 148 – Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu
denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil
bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde
çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı
iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.
Ancak, yukarıda yer verilen hükmü oldukça tartışmalıdır. Bu tartışmanın bir etkisini de
Anayasa Mahkemesinin görevlerini düzenleyen 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’da, Anayasa’ya aykırılığı sürülemeyecek düzenlemeler
arasında OHAL dönemi KHK’larının yer almamasında görmekteyiz.
Gerçekten de anılan Kanun’un Anayasaya aykırılığı ileri sürülemeyecek düzenlemeler başlıklı
42. Maddesinde aşağıdaki hükümler yer almaktadır:
MADDE 42- (1) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar aleyhine şekil ve
esas bakımından iptal davası açılamaz ve mahkemeler tarafından Anayasaya aykırılık iddiası
ileri sürülemez.
(2) Ayrıca;
a) 3 Mart 1340 tarihli ve 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanununun,
b) 25 Teşrinisani 1341 tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanunun,
c) 30 Teşrinisani 1341 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve
Türbedarlıklar ile Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanunun,
ç) 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisiyle kabul edilen, evlenme
aktinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medeni nikâh esası ile aynı
Kanunun 110 uncu maddesi hükmünün,
d) 20 Mayıs 1928 tarihli ve 1288 sayılı Beynelmilel Erkamın Kabulü Hakkında
Kanunun,
e) 1 Teşrinisani 1928 tarihli ve 1353 sayılı Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında
Kanunun, f) 26 Teşrinisani 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa gibi Lâkap ve
Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanunun,
g) 3 Kânunuevvel 1934 tarihli ve 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair
Kanunun, 7 Kasım 1982 gününde yürürlükte bulunan hükümlerinin Anayasaya aykırı
olduğu iddia edilemez.
Dolayısıyla, Anayasa’da bu düzenlemelere ilişkin AYM nezdinde dava açılamayacağı
belirtilmişken, AYM’nin görevlerini düzenleyen teşkilat kanununda, OHAL dönemi KHK’lar,
Anayasaya aykırılık iddiasının ileri sürülemeyeceği düzenlemeler arasında sayılmamaıştır.
Yüksek mahkemenin verdiği son kararın hukuken tartışmalı olduğu belirterek, bu konudaki
içtihatları ve doktrindeki görüşleri tartışmayı faydalı görmekteyiz.
1. Olağanüstü hal dönemi kanun hükmünde kararnameleri hakkında Anayasa yer alan
sınırlamalara uygunluğunun denetlenmesi sorunu
Yalnızca adının Olağanüstü dönem Kanun Hükmünde Kararname olması nedeniyle, yüksek
mahkemenin bu yönde karar alması doğru değildir. Nitekim, bu nitelikteki kararnamelerin
tabi olduğu bazı sınırlamalar yine Anayasamızda yer almaktadır. Örneğin, Anayasanın
15.maddesini alarak konuyu tartışırsak;
IV. Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması
Madde 15 – Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan
doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve
hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada
öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen
ölümler (…)dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne
dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve
bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme
kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz
Yukarıda yer verilen Anayasa hükümleri, olağanüstü dönemlerde alınan KHK’lar için bir
sınırlama getirmektedir. Bu sınırlamalar;
– Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklerin ihlal edilmemesi,
– Kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulmaması,
– Kimsenin din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaması ve bunlardan dolayı
suçlanamaması,
– Suç ve cezalar geçmişe yürütülememesi,
– Suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaması,
Olarak belirlenmiştir. Bu durumda, OHAL dönemi KHK’larının Anayasamızca getirilen bu
sınırlamalar çerçevesinde olup olmadığının nasıl denetleneceği sorunu karşımıza çıkacaktır.
Anayasa Mahkemesi doğal olarak sadece adına bakmayarak, yayınlanan OHAL dönemi
KHK’nın bu şartları taşıyıp taşımadığına bakması gerekecektir. Aksi takdirde Anayasa’nın
15.madde sınırlamalarına uyulup uyulmadığı denetlenemeyecektir.
Örneğin bu KHK’larda milletlerarası andlaşmalara aykırı hüküm bulunması durumunda
denetlenmemesi düşünülemez.
Türkiye açısından insan hakları alanındaki en temel sözleşmeyi Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi (İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme) teşkil
etmektedir. 03.09.1953 tarihinde yürürlüğe giren bu sözleşmeyi Türkiye 10.03.1954 tarihinde
kabul edilen bir kanunla onaylamıştır.

1
7/5/2004 tarihli ve 5170 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle, 15 inci maddenin ikinci fıkrasında yer alan “ile, ölüm
cezalarının infazı” ve aynı Kanunun 3 üncü maddesiyle de 17 nci maddenin dördüncü fıkrasının başında geçen,
”Mahkemelerce verilen ölüm cezalarının yerine getirilmesi hali ile” ibareleri madde metinlerinden çıkartılmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin olağanüstü hallerde özgürlüklerin nasıl
sınırlandırılacağıyla ilgili 15 inci maddesi;
“1. Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek
Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan
baska yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşmede öngörülen yükümlülüklere
aykırı tedbirler alabilir.
2. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2 nci
maddeye, 3 ve 4 üncü maddeler (fıkra 1) ile 7 nci maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez.
3. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve
bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreterine tam bilgi verir. Bu
Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin
tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirir”.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 2, 3, 4 ve 7 nci maddeleri su şekildedir:
Madde 2- “1. Herkesin yasam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir
suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infazı dışında, hiç kimsenin
yaşamına kasten son verilemez.
2. Ölüm, aşağıdaki durumlardan birine mutlak zorunlu olanı asmayacak bir güç kullanımı
sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlaline neden olmuş sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karsı korunmasının sağlanması;
b) Bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne
uygun olarak tutulu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme;
c) Bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması”.
Madde 3- “Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ve cezaya tabi
tutulamaz.”
Madde 4- “(Birinci fıkra) Hiç kimse köle ya da kul durumunda tutulamaz”.
Madde 7- “1. Hiç kimse, islendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç
oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun
islendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.
2. Bu madde, islendiği zaman uygar uluslar tarafından tanınan genel hukuk ilkelerine göre suç
sayılan bir eylem veya ihmalden suçlu bulunan bir kimsenin yargılanmasına ve
cezalandırılmasına engel değildir.”
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin
sınırlandırılmasına engel teşkil edecek bir sözleşme olmayıp Anayasamızın 15 inci maddesiyle
benzerlik taşımaktadır.
.Anayasa Mahkemesi de konuyla ilgili kararlarında Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesine vurgu yapmıştır.

1982 Anayasasının 15 inci maddesinin ikinci fıkrası “çekirdek alan” olarak da
nitelendirilebilen her koşulda mutlak olarak korunması gereken dokunulmaz hak ve
prensipler öngörmüştür. Bunlar; savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler
dışında kişinin yasama hakkına ve maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaması,
kimsenin din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaması ve bunlardan dolayı

2 Gözler, Kemal; (Şubat 2013), Türk Anayasa Hukuku Dersleri, 14. Baskı, Bursa, Ekin Basın Yayım
Dağıtım. s.136.

Anayasa Mahkemesinin 10.01.1991 tarih ve E.1990/25, K.1991/1 sayılı kararı, AMKD, Cilt 1, Sayı 27,
s. 96-97; aynı doğrultuda 03.07.1991 tarih ve E.1991/6, K.1991/20, sayılı kararı, AMKD, Cilt 1, Sayı 27,
s. 394-395.
suçlanamaması, suç ve cezaların geçmişe yürütülememesi, suçluluğu mahkeme kararı ile
saptanıncaya kadar kimsenin suçlu sayılamamasıdır.
İnsan haklarının sert çekirdeği de denilen bu haklar savaş hali dahil olmak üzere her zaman
herkes için her yerde koruma altındadır4
. Olağanüstü hal rejimlerinde Anayasamıza göre
milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek koşuluyla ve ölçülülük ilkesine
aykırı davranmamak şartıyla yukarıda belirtilen hak ve özgürlüklerin dışında kalan hak ve
özgürlükler, örneğin seyahat, basın, konut dokunulmazlığı, haberleşme toplantı ve gösteri,
zorla çalıştırma yasağı gibi hakların kullanılması sınırlandırılabilecek ya da bunların kullanımı
kısmen veya tamamen durdurulabilecektir

Yukarıda yer verdiğimiz üzere, milletlerarası sözleşmelere aykırı hükümler taşıyan KHK,
olağanüstü dönemde yürürlüğe giremez.
Dolayısıyla, bu KHK’larla doğrudan meslekten ihraç veya diğer yaptırımlar konusunda şu
hususu tartışmakta fayda görmekteyiz. Kişinin işlendiği zaman, yürürlükteki mevzuata göre
suç olmayan bir bankadan kredi çekmesi, bir yurtta kalması, bir gazeteye abone olması,
OHAL döneminde yayınlanan bir KHK ile suç yapılabilir ve yaptırım uygulanabilir mi?
Eğer uygulanırsa Anayasanın 15.maddesine aykırı olduğu yönünde Anayasa Mahkemesinin
incelenmesi gerekmez mi?
O halde, Anayasa Mahkemesinin yürütme organının Anayasanın 121 veya 122. maddesine
dayanarak çıkardığı bir kanun hükmünde kararnamenin “olağanüstü halin veya sıkıyönetim
halinin gerekli kıldığı konuda” çıkarılmış olup olmadığını belirlemek için o hükmün içeriği
üzerinde yaptığı incelemenin kapsamını 15. maddedeki güvenceleri de içine alacak şekilde
genişletmesi, Mahkemenin demokratik hukuk devleti anlayışından hareketle ortaya koyduğu
içtihadın mantıkî bir sonucu sayılmak gerekir6
. Bu yaklaşımın, olağanüstü hal ve sıkıyönetim
rejimlerinde temel hak ve özgürlüklerin korunması konusunda çok önemli bir katkı
sağlayacağına kuşku yoktur7
Elbette Mahkeme, Anayasanın 121. ve 122. maddelerine dayanılarak çıkarılan kanun
hükmünde kararnameleri Anayasanın 15. maddesindeki ilkelere uygunluk açısından
değerlendirirken de, bu kanun hükmünde kararnamelerin konu öğesinin Anayasaya
aykırılığın görece daha kolay saptanabildiği nesnel noktalarına ağırlık verip, daha öznel,
dolayısıyla daha takdiri noktalarında yürütme organının takdir yetkisini geniş yorumlayabilir.
Başka bir deyişle Mahkeme, olağanüstü durumların ortaya çıkardığı tehlikelerin
giderilmesindeki kamu yararını, Anayasanın çizdiği sınırlar içinde yürütme organının
olağanüstü halin veya sıkıyönetimin somut koşullarının gerektirdiği önlemleri belirleme
konusundaki takdir yetkisini geniş yorumlayarak gözetebilir.

4
Kaboğlu, İbrahim Ö.; (2009), Anayasa Hukuku Dersleri, Genel Esaslar Gözden Geçirilmiş 5. Baskı,
İstanbul, Legal. s. 248.
5
Şahin ALTUĞ, (Eğitim Dairesi Başkanlığı Tetkik Hakimi), Adalet Dergisi, yıl:2014, Sayı:48, s.10
6
Prof. Dr. Merih ÖDEN, “Anayasa Mahkemesi Ve Olağanüstü Hal Ve Sıkıyönetim Kanun Hükmünde
Kararnamelerinin Anayasaya Uygunluğunun Yargısal Denetimi”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Dergisi, C.58, S.3-2009, Sayfa: 687 alıntı:
“Aynı yolda, ALİEFENDİOĞLU, (1997), s. 134; EROĞUL (1999), s. 39; ESEN (2008), s. 282, 285. Ayrıca
bkz. ÇAĞLAR, Bakır, “Anayasa Mahkemesi Kararlarında –Demokrasi -”, Anayasa Yargısı 7, Anayasa
Mahkemesi Yayınları, Ankara 1990, s. 99- 102; YOKUŞ (1996), s. 132.”
7
Prof. Dr. Merih ÖDEN, a.g.e. Sayfa: 687
8
Prof. Dr. Merih ÖDEN, a.g.e. Sayfa: 688
2. Anayasa Mahkemesine göre; olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri olağanüstü
halin gerekli kıldığı konularda, olağanüstü halin amacıyla ve nedenleriyle sınırlı olarak
çıkartılmalıdır.
Mahkeme 1991 yılında verdiği kararında;
Olağanüstü hallerde Anayasanın 121 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre çıkarılabilecek
KHK’lerde konu sınırlaması yoktur. Ancak bu, olağanüstü KHK’lerin düzenleme alanının sınırsız
olduğu anlamında değildir. Bu tür KHK’lerin düzenleme alanları, Anayasanın 121 inci
maddesinin üçüncü ve 122 nci maddesinin ikinci fıkraları gereğince “olağanüstü halin veya
sıkıyönetim halini gerekli kıldığı konular “la sınırlıdır. lağanüstü halin gerekli kılmadığı
konuların olağanüstü hal KHK’leriyle düzenlenmesi olanaksızdır. Olağanüstü halin gerekli
kıldığı konular, olağanüstü halin neden ve amaç öğeleriyle sınırlıdır. İlân edilmiş olan
olağanüstü halin nedeni, şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin bozulmasıdır.
Olağanüstü halin amacı, neden öğesiyle kaynaşmış bir durumdadır. Başka bir anlatımla,
olağanüstü halin varlığını gerektiren nedenler saptandığında amaç öğesi de gerçekleşmiş
demektir. Su durumda olağanüstü hal KHK’lerinin “olağanüstü halin gerekli kıldığı
konularda” olağanüstü halin amacı ve nedenleriyle sınırlı çıkarılmaları gerekir.
Anayasanın 148 inci maddesinin biçim ve öz yönünden Anayasaya uygunluk denetimi dışında
tuttuğu KHK’ler “olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda” çıkartılan KHK’lerdir. Anayasa
Mahkemesinin çıkartılan bir olağanüstü hal KHK’sinin bu niteliği taşıyıp taşımadığını
belirlemesi ve eğer bu niteliği taşımıyorsa uygunluk denetimini yapması zorunludur.” Bu
hususu ifade etmiştir
.
Yukarıda yer verilen yüksek mahkeme kararında, adına değil içeriğine bakarak, Anayasadaki
sınırlamalara uyulup uyulmadığına bakılacağı ifade edilmiştir. Diğer bir anlatımla, olağanüstü
Kanun hükmünde kararname için gerekli şartları taşıyıp taşımadığının, denetiminin
yapılmasındaki zorunluluk vurgulanmaktadır10
.
Anayasa Mahkemesi, yine bu tür kararları inceleyebileceğini aşağıdaki içtihatında da
belirtmektedir;
“Anayasanın 119, 120 ve 122 nci maddelerinde düzenlenmiş bulunan olağanüstü yönetimlerin
tümü süre ve yer bakımından sınırlıdır.
120 nci madde gereğince şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması
durumunda Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Milli Güvenlik
Kurulunun da görüsünü aldıktan sonra yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya
bütününde olağanüstü hal ilân edebilir. Buna göre, olağanüstü hal ülkenin tümü için değil
yalnızca bir bölgesi için de ilân edilebilir. Bu durumda, 121 inci maddeye göre yürürlüğe
konulacak KHK ile getirilen önlemlerin sadece olağanüstü hal ilân edilen bölge için geçerli
olması bölge dışına taşırılmaması gerekir.
Olağanüstü hal KHK’lerinin uygulanacağı yer olağanüstü hal ilân edilen bölge veya
bölgelerdir. Ülkenin bir bölgesi için ilân edilen olağanüstü hal nedeniyle olağanüstü hal
edilmeyen yerlerde olağanüstü hal KHK’lerine geçerlilik tanınamaz. Olağanüstü hal ilân
edilmeyen bir bölgede olağanüstü hal KHK’leri ile kişi hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılması
veya durdurulması dolayısıyla olağanüstü hal yönetimi uygulamasına Anayasa olanak
vermez. Bir bölge için ilân edilen olağanüstü hal ülkenin tümünde olağanüstü yönetimin

9
Anayasa Mahkemesinin 10.01.1991 tarih ve E.1990/25, K.1991/1, AMKD, Cilt 1, Sayı 27, s. 99-100;
aynı doğrultuda 03.07.1991 tarih ve E.1991/6, K.1991/20, sayılı kararı, AMKD, Cilt 1, Sayı 27, s. 397-
398.
10 Bu karara katılmayan görüşler de bulunmaktadır. Bkz. Prof.Dr. Kemal GÖZLER, İdare Hukuku
Dersleri, 8.Baskı, Eylül – 2009, sayfa:436
uygulanmasının nedeni olamaz. lağanüstü hal ilân edilmeyen bölgelerde kişi hak ve
özgürlükleri olağanüstü hal KHK’leri ile kısıtlanamaz.” seklinde belirtmiştir
.
Dolayısıyla, Yüksek Mahkeme doğrudan Anayasanın 148.maddesine dayanarak, bu
düzenlemelere bakmayacağı sonucuna varmamıştır.
Yine Anayasa Mahkemesi bu düzenlemelerle, kanunlarda değişiklik yapılamayacağını da
belirtmiştir. Mahkeme bu görüşünü kararlarında;
“Olağanüstü yönetimler belirli bir süreyle de sınırlıdırlar. Her iki olağanüstü hal (madde 119,
madde 120) ile sıkıyönetim (madde 122) Bakanlar Kurulunca en fazla altı ay süreli ilân
edilebilir. TBMM, olağanüstü hal ile sıkıyönetim sürelerini değiştirebileceği gibi Bakanlar
Kurulunun istemi üzerine her defasında dört ayı geçmemek üzere süreyi uzatabilir.
Olağanüstü Hal Yasası ile Sıkıyönetim Yasası, olağanüstü halin veya sıkıyönetimin ilân edildiği
bölge veya bölgelerde olağanüstü halin veya sıkıyönetimin devamı süresince uygulanırlar. Bu
hallerin kaldırılmasına karar verildiğinde bu yasaların o bölge veya bölgelerde uygulamaları
sona erer. Olağanüstü halin veya sıkıyönetimin, gerekli kıldığı konularda çıkartılan KHK’ler, bu
hallerin ilan edildiği bölgelerde ve ancak bunların devamı süresince uygulanabilirler.
Olağanüstü halin sona ermesine karsın, olağanüstü hal KHK’sindeki kuralların uygulanmasının
devam etmesi olanaksızdır. Bu nedenle, olağanüstü hal KHK’leri ile, yasalarda değişiklik
yapılamaz. Olağanüstü hal KHK’leri ile getirilen kuralların olağanüstü hal bölgeleri dışında
veya olağanüstü halin sona ermesinden sonra da uygulanmalarının devamı isteniyorsa bu
konudaki düzenlemenin yasa ile yapılması zorunludur. Çünkü olağanüstü hal bölgesi veya
bölgeleri dışında veya olağanüstü halin sona ermesinden sonra da uygulanmalarına devam
edilmesi istenilen kuralların içerdiği konular “olağanüstü halin gerekli kıldığı konular”
olamazlar.
lağanüstü hal KHK’si çıkarma yetkisi olağanüstü hal süresiyle sınırlıdır. KHK ile getirilen
kuralların nasıl olağanüstü hal öncesine uygulanmaları olanaksız ise olağanüstü hal
sonrasında da uygulanmaları veya başka bir zamanda veya yerde olağanüstü hal ilânı
durumunda uygulanmak üzere geçerliklerini korumaları olanaksızdır. Bu nedenle,
Anayasanın 1 inci maddesiyle Anayasaya uygunluk denetimine bağlı tutulmayan
olağanüstü hal KHK’leri, yalnızca olağanüstü hal süresince olağanüstü hal ilân edilen
yerlerde uygulanmak üzere ve olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda çıkarılan
KHK’lerdir. Bu koşulları taşımayan kurallar olağanüstü hal KHK kuralı niteliğinde
sayılamazlar ve Anayasaya uygunluk denetimine bağlıdırlar.” seklinde açıklamıştır12
.
Anayasa Mahkemesi yürürlükteki kanunlarda değişiklik yapmayan yeni düzenleme
niteliğinde olan ya da kanunu değil de daha önceki kanun hükmünde kararnameleri
değiştiren olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerinin ilgili hükümleri hakkındaki iptal
istemlerini, bunların içeriğini açıkça Anayasaya aykırı görse bile Anayasamızın 148 inci
maddesinin birinci fıkrasına göre yetkisiz olduğundan bahisle reddetmiştir13
.

11 Anayasa Mahkemesinin 10.01.1991 tarih ve E.1990/25, K.1991/1 sayılı kararı, AMKD, Cilt 1, Sayı 27,
s. 100; aynı doğrultuda 03.07.1991 tarih ve E.1991/6, K.1991/20 sayılı kararı, AMKD, Cilt 1, Sayı 27, s.
398.
12 Anayasa Mahkemesinin 10.01.1991 tarih ve E.1990/25, K.1991/1, AMKD, Cilt 1, Sayı 27, s. 100-101;
aynı doğrultuda 03.07.1991 tarih ve E.1991/6, K.1991/20, sayılı kararı, AMKD, Cilt 1, Sayı 27, s. 398-
399.
13 Anayasa Mahkemesinin 10.01.1991 tarih ve E.1990/25, K.1991/1 sayılı kararı, AMKD, Cilt 1, Sayı 27,
s. 107-108; aynı doğrultuda 03.07.1991 tarih ve E.1991/6, K.1991/20 sayılı karar, AMKD, Cilt 1, Sayı
27, s. 405-414.
Anayasa Mahkemesi, Anayasanın 121 inci ve 122 nci maddelerine uygun olarak
çıkartılmadıkları için olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamesi niteliğinde görmediği
düzenlemeleri Anayasaya uygunluk denetimine tabi tutarak onların olağan kanun hükmünde
kararname kuralı niteliğinde sayılabileceğini kabul etmiş ve bu kanun hükmünde kararname
kurallarının her hangi bir yetki yasasına dayanmaması nedeniyle Anayasanın 91 inci
maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar vermiştir14
.
Anayasa Mahkemesi 22.05.2003 tarihinde vermiş olduğu bir kararında önceki içtihatlarını
geliştirerek olağanüstü hal ve sıkıyönetim kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi
konusunda Anayasada öngörülen sınırlamaların sadece Anayasanın 121 inci ve 122 inci
maddeleriyle sınırlı olmayıp Anayasanın konuya ilişkin bütün hükümlerinin göz önüne
alınarak değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Anayasa Mahkemesi bu görüşünü ;
“…olağanüstü hal ve sıkıyönetim süresince Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan
Bakanlar Kuruluna Anayasanın 121 ve 122 nci maddeleriyle tanınan KHK çıkarma yetkisi,
kuskusuz, sadece bu kurallarla değil Anayasanın konuya ilişkin diğer düzenlemeleriyle de
sınırlıdır. Bu sınırların asılması durumunda söz konusu KHK’lerin veya kimi kurallarının
Anayasa’da “Olağanüstü yönetim usulleri” bağlamında öngörülen kanun hükmünde
kararnameler kapsamında değerlendirilemeyeceği, ancak Anayasanın 91 inci maddesine göre
olağan KHK’lerin hukuksal re imine bağlı tutulabileceği açıktır. Anayasanın “Yargı yolu”
başlıklı 125 inci maddesinin birinci fıkrasında, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karsı
yargı yolunun açık olduğu; besinci fıkrasında, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç
veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının
birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar
verilebileceği; altıncı fıkrasında da, kanunun, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim, seferberlik ve
savaş halinde ayrıca millî güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin
durdurulması kararı verilmesini sınırlayabileceği belirtilmektedir.
Buna göre, madde ile açıkça yargısal denetimine izin verilmeyenler dışında idari işlemlere
karsı dava açma hakkı hiçbir halde engellenemeyecek, ancak sayılan durumlar nedeniyle
yalnız yürütmenin durdurulması kararı verilmesi sınırlanabilecektir. Oysa, 285 sayılı
Olağanüstü Hal Bölge Valiliği İhdası Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 425 sayılı KHK
ile yeniden düzenlenen itiraz konusu 7 nci maddesinde, “Bu Kanun Hükmünde Kararname ile
Olağanüstü Hal Bölge Valisine tanınan yetkilerin kullanılması ile ilgili idari işlemler hakkında
iptal davası açılamaz” denilerek bu işlemlere karsı dava açma hakkı ortadan kaldırılmış,
böylece Anayasanın olağanüstü yönetim usulü bağlamında öngörmediği bir yetki
kullanılmıştır. Bu durumda, itiraz konusu kuralın olağanüstü halle ilgili bir düzenleme
olduğunun kabulü olanaklı bulunmadığından olağan KHK kuralı olarak değerlendirilmesi
gerekir.” seklinde açıklamıştır
15
.
Yukarıda yer verilen yüksek mahkeme kararı incelendiğinde, mahkemenin oldukça önemli bir
açıdan bakarak iptal davasına baktığını görmekteyiz. Olağanüstü kanun hükmünde
kararnamenin, olağanüstü halle ilgili olup olmadığını denetlemiştir.
Mahkemenin bu yaklaşımı hukuk devletinin sonucudur. Çünkü, aksi durumunda denetimsiz
bir yetki kullanılabilecek bir alan yaratılarak, hesap verilebilirlikten ve evrensel hukukun
temel ilkelerinden uzaklaşılması söz konusu olabicaktır.

14 Anayasa Mahkemesinin 10.01.1991 tarih ve E.1990/25, K.1991/1 sayılı kararı, AMKD, Cilt 1, Sayı 27,
s. 106-107; aynı doğrultuda 22.05.2003 tarih ve E.2003/28, K.2003/42 sayılı karar, AMKD, Cilt 1, Sayı
40, s. 100.
15 Anayasa Mahkemesinin 22.05.2003 tarih ve E.2003/28, K.2003/42 sayılı karar, AMKD, Cilt 1, Sayı
40, s. 98-99.
Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi KHK kuralının, yukarıda belirtilen ölçütler açısından,
olağanüstü hal KHK kuralı niteliği taşıdığı sonucuna varırsa buna karşı biçim ve öz yönünden
dava açılamayacağı için yetkisizlik nedeniyle reddetmek yoluna gitmektedir.16
Diğer bir anlatımla, şartları sağlayan ve niteliği itibariyle Anayasa belirtilen sınırlamalara uyan
olağanüstü kanun hükmünde kararnameleri, Anayasa Mahkemesi, şekil ve esastan
görüşmemektedir.
3. Olağanüstü Kanun Hükmünde Kararnamelerle etkili soruşturma yapma imkanı ortadan
kaldırılması, Anayasanın temel ilkelerine aykırıdır.
İdari makamlarca yapılan soruşturma veya adli makamlarca yapılan kovuşturma ile
amaçlanan gerçeğe ulaşmak ve doğruyu tespit etmektedir. Bu kapsamda adil yargılanma
hakkı başta olmak üzere, milletlerarası andlaşmalar çerçevesinde uymak zorunda olduğumuz
temel haklara uygun bir soruşturma/kovuşturma yürütülmesi gerekmektedir.
Doğal olarak, olağan veya olağanüstü dönemde alınan KHK’larla bu sorumluluklardan
kurtulmak, bu yükümlülükleri askıya almak, başta belirttiğimiz Anayasanın 15.maddesindeki
sınırlamaların aşıldığı gösterecektir.
Bazı başvurularda telafisi imkansız zararlar doğmaması için, etkili soruşturma yükümlülüğü
bakımından Yüksek Mahkeme iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulunu dahi aramamaktadır.
Mahkemece 2013/8475 başvuru numaralı dosyada; derdest olan ceza yargılamasında altı
müşteki, altmış dokuz mağdur ve yüz altmış bir sanık olması, olayın ciddiyeti ve karmaşıklığı
nedeniyle dosyanın ilerlemesinde güçlükler yaşanması kaçınılmaz kabul edilse bile, bu
soruşturma ve kovuşturma surecinin yaklaşık on beş yıl sekiz aydır devam etmesinin,
öldürücü güç kullanılmasıyla ilgili bir soruşturmada halkın hukukun üstünlüğüne olan
bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği görünümü verilmesinin
engellenmesi ilkesiyle bağdaşmadığı değerlendirilerek soruşturmanın hızlı ve yeterli olmadığı
sonucuna varılmış, belirtilen nedenlerle, Anayasanın 17. maddesinde güvence altına alınan
yaşam hakkının usuli boyutunun ihlal edildiğine karar verilmiştir.17
AYM yaşam hakkına yönelen eylem sonucunda başlayan soruşturma sırasında yapılacak olay
yeri incelemesi, teknik takip, delil tespiti, delillerin muhafaza altına alınması, ölü muayenesi,
otopsi gibi işlemleri, muhafaza altına alınan deliller ile ilgili alınan raporları dikkate alarak,
soruşturmanın yeterli ve sağlıklı olup olmadığı hususunda değerlendirme yapacak, devletin
etkili soruşturma yükümlülüğü ihlal edip etmediğine bu şekilde karar verecektir.
15 Temmuz hain darbe girişimi sonrasında 669 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı
Tedbirler Alınması Ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin kamu görevlilerine ilişkin tedbirler başlıklı
3 üncü maddesinde aşağıdaki düzenlemeye yer verilmiştir:
“MADDE 3-(1) 15/7/2016 tarihinden sonra milli güvenlik gerekçesiyle görevden uzaklaştırılan
kamu görevlileri hakkında ilgili mevzuatında öngörülen soruşturma açma süreleri olağanüstü
hal süresince uygulanmaz.”

16 Prof.Dr. Turgut TAN, “Türk Hukukunda Kanun Hükmünde Kararname Uygulaması ve Sorunlar”,
sayfa: 352
17 Mehmet Beyhan SEÇKİN, Yargıtay Cumhuriyet Savcısı, “Anayasa Mahkemesinin Bireysel Başvuru
Kararları Işığında, Yaşam Hakkından Kaynaklanan Kamu Gücü İhlallerinin Değerlendirilmesi”, Ankara
Barosu Dergisi, 2016/2, Sayfa: 433-434
Dolayısıyla, örneğin 657 sayılı Devlet Memurları Kanuna göre 10 gün içinde soruşturmaya
başlanmasına ilişkin zorunluluk uygulanmayacaktır. Bu sürelerin uygulanmaması
soruşturmanın sıcağı sıcağına yapılmasını engelleyecek, delillerin karartılması, yok edilmesi,
zamana yayılarak ayrıntıların unutulması söz konusu olabilecektir.
Diğer taraftan, olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerle soruşturmanın veya
kovuşturmanın adil yargılanma, etkili soruşturma ve evrensel hukuk ilkelerine uygunluk
açısından her hangi bir kısıtlayıcı düzenlemeye gidilmemesi gerekmektedir. Bunun
denetiminin ancak Anayasa Mahkemesi tarafından yapılabileceği değerlendirildiğinde, OHAL
dönemi KHK’larının, uygunluk denetiminin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.
4. Olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameyle, kanunlarda kalıcı değişiklik yapılamaz.
Olağanüstü hal ilanı ve uygulaması, ülkenin içinden geçtiği özel durumla ilgili ve ilişkilidir. Bu
durum ortaya çıkacak hukuki sorunlar için de yol gösterici olmalıdır. Daha açık bir anlatımla,
yürütme bu düzenlemelerle, ortaya çıkan sorunu hedef almalı, olağanüstü hal ilan edilen
bölge ve süre ile sınırlı hukuki tasarrufta bulunmalıdır.
Burada belirtelim ki, Anayasa Mahkemesinin olağanüstü hal kanun hükmünde
kararnameleriyle kanunlarda değişiklik yapılamayacağı yolunda ortaya koyduğu ilkeyi, bu
kanun hükmünde kararnamelerle yürürlükteki kanunların genel ve sürekli olarak
değiştirilemeyeceği şeklinde anlamak gerekir. Başka bir deyişle, olağanüstü hal kanun
hükmünde kararnameleriyle, kanunların belli hükümlerini olağanüstü hal bölgesi ve süresi
içinde bir anlamda askıya alacak değişiklikler yapılabilir18
.
Bu yönde doktrinde oldukça güçlü bir fikir birliği bulunmaktadır19
.
Dolayısıyla, olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerin, süre ve bölge ile uygulamaları
sınırlı olması gerektiğinden kanunlarda kalıcı değişikler yapılamaz.
Sonuç
Elbette olağan dönemlerin aksine olağanüstü dönemlerde farklı uygulamaların getirilmesi ve
bu kapsamda hak ve özgürlüklerin daraltılması kaçınılmazdır. Yürütme organının bu
dönemlerde yetkilerinin genişlemesi doğal karşılanmalıdır. Yüksek mahkeme de incelediğimiz
kararlarda eğer şartlara uyan bu düzenlemelere ilişkin değerlendirmelerinde yürütme
organının yetki genişlemesine esnek bakmaktadır.

18 Prof. Dr. Merih ÖDEN, a.g.e. Sayfa: 666
19 Prof. Dr. Merih ÖDEN, a.g.e. Sayfa: 666 alıntı:
Bu konuda bkz. DURAN, Lütfi, “Bunalım Kararnameleri”, AÜSBFD, Cilt 50, Sayı 3- 4 (1995), s. 149-150,
156-157; KANADOĞLU, Korkut, Anayasa Mahkemesi, Beta, İstanbul 2004, s. 161-162; ESEN, Selin,
Karşılaştırmalı Hukukta ve Türkiye’de Olağanüstü Hal Re imi, Adalet Yayınevi, Ankara 2008, s. 250-251;
Ayrıca bkz. ALİEFENDİOĞLU, Yılmaz, Anayasa Yargısı, Yetkin Yayınları, Ankara 1997, s. 130- 131;
TURHAN, Mehmet, “Olağanüstü Hallerde Çıkarılabilecek Kanun Hükmünde Kararnameler”, Amme
İdaresi Dergisi, Cilt 25, Sayı 3 (1992), s. 28, 32, 35; KUZU, Burhan, Olağanüstü Hal Kavramı ve Türk
Anayasa Hukukunda Olağanüstü Hal Re imi, Kazancı Hukuk Yayınları, İstanbul 1993, s. 249, 384-385;
YÜZBAŞIOĞLU, Necmi, 1982 Anayasasına ve Anayasa Mahkemesi Kararlarına Göre Türkiye’de Kanun
Hükmünde Kararnameler Re imi, Beta, İstanbul 1996, s. 181; TANÖR, Bülent – YÜZBAŞIOĞLU, Necmi,
1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, 8. bası, Beta, İstanbul 2006, s. 410-411; TEZİÇ, Erdoğan,
Anayasa Hukuku, 12. bası, Beta, İstanbul 2007, s. 38-39; ÜSKÜL, Zafer, Olağanüstü Hal Üzerine Yazılar,
Büke Yayıncılık, İstanbul 2003, s. 188-190; GÖZLER, Kemal, Kanun Hükmünde Kararnamelerin Hukukî
Re imi, Ekin Kitabevi Yayınları, Bursa 2000, s. 209-211; GÖZLER, Kemal, Türk Anayasa Hukuku Dersleri,
Ekin Yayınları, Bursa 2008, s. 491. Bkz. ve krş. EROĞUL (1999) s. 38, 42.
Ancak, yürütme organının bu düzenlemelerle, Anayasanın insan haklarına saygılı ve hukuk
devleti ilkesine bağlı, milletler arası andlaşmalarla birlikte güvence altına alınan temel hak ve
özgürlüklere zarar verecek tasarruflarda bulunmasına yol açamaz.
Bunun denetimini yapacak olan ise Anayasa Mahkemesidir. Yüksek mahkeme, öncelikle, bu
düzenlemelerin, sadece adına bakarak yetkisizlik vermemelidir. Taşıması gereken şartları
taşıyıp taşımadığının denetimini yapmalıdır.
Aksi takdirde, denetimsiz bir alan yaratılır ki zarar gören sadece hukuk kuralları değil telafisi
mümkün olmayan kamu yararı, kişi hakları ve ülke itibarı olur.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Close