DiğerMAKALELER

Sanal Duyarlılığımızın Hazin ve Çarpık Sonuçları

Sürekli internet başında olmanın, bizlerde ciddi tahribat yarattığının tespit edilmesiyle birlikte, bu durum bir hastalık olarak kabul edilmiş ve diğer hastalıklar gibi tedavi edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Sürekli gelişen teknolojik ürünler, gittikçe daha çok vakit harcadığımız hizmetler sunmaktadır. Bu süreç, çoğumuzda sanal bir dünya yaratmakta ve insana özgü birçok duyguyu, davranışı ve yaşama biçimini de olumsuz yönde etkilemektedir.

Değişime uğrayan duygularımızdan birinin de “duyarlılık” olduğunu düşünmekteyim. Normal bir insan çevremizdeki gelişmelere duyarlıdır, başkasının acısını, sevincini hisseder, sadece kendi ihtiyaçlarını önemsemekle kalmaz diğer insanların varlığını da önemser. Duyarlı olmamız bizi sosyalleştirir. Duyarlı insan, çevre sorunlarına, engelli haklarına, yoksulluğa veya yolsuzluğa tepki gösterir. Bu tepkisini kişisel çıkarlarından uzak, sahiplenme, yardım etmeye çalışma, destek olmayı isteme gibi aktif biçimde gösterir.

İnternet ortamında da insanların duyarlı olduğunu görmekteyiz. Örneğin;

  • Köpeğe yapılan bir eziyeti paylaşarak, suçlunun bulunması için kamuoyu oluşturulması, yetkililerin göreve çağırılması,
  • Bir kadını taciz eden birinin kimliğinin tespit edilmesi ve cezalandırılması için sosyal medyada yoğun paylaşımların yapılması, adli kolluğa fiili destek verilmesi,
  • Yaralı bir kediye yardım ederek, hayata döndürülmesine ilişkin videonun paylaşımlarının yapılması ve diğer insanların bu tür davranışlar için özendirilmesi,

Yukarıdaki örnekler, internet kullanıcılarının yabancı olmadığı ve sık yaşanan gelişmelerdir. Aslında bu duyarlı davranışlarla, olumlu sonuçlar alındığını da kabul etmek gerekir.

Peki bu süreç insanı daha duyarlı bir hale mi getiriyor? Bu duyarlılığın somut hayata etkisi sağlıklı mı? Diğer bir ifadeyle, internet ortamındaki duyarlı olmanın, gerçek hayatta beklendiği kadar olumlu karşılığı var mı? Bu duyarlı olma şekli, bizlerde sağlıklı tepki vereceğimiz ve tutarlı bir tavır sergileyeceğimiz yaklaşım ve/veya yaşama biçimi oluşturmakta mı?

Tüm bu soruların cevabı, yapılacak kapsamlı bilimsel araştırmaların konusu. Ben de bu konuda yayınlanan bilimsel araştırmalara girmeden, uzmanlık alanım da olmamasına rağmen sadece kişisel gözlemlerime dayalı düşüncelerimi paylaşmak istedim. Öncelikle aşağıda yer vereceğim ve bir Twitter kullanıcının kişisel hesabından paylaştığı görüşlerinden ve tepkisinden yola çıkarak duyarlılığımızın geldiği noktayı tartışacağım:

“Bakın ne anlatacağım: Kadıköy’deki en sevdiğimiz mekanlardan bir olan …. yaşadığımız bir olay. barlar Sokağı’ndaki eski … diyeyim. Türk kahvesi sipariş ettik 3 arkadaş, espresso fincanlarında geldi, üstelik fincanlar simsiyahtı. Tabii kahveyi içtik ama fal bakılamadı. +

Anlamak zor, kabalığı, çiğliği, müşteriye oyun oynamayı marifet saymayı. Ambiyansı bozuyor ne yahu! kapalı mekanda fosur fosur sigara içilmesi de bemim ambiyansımı bozuyor. Üstelik yasak. Duy bunu @ibbBeyazmasa

Yukarıda yer verdiğim cümleler incelendiğinde 3 konu bulunmaktadır

  • İşletmeden duyulan memnuniyetsizlik,
  • Sigara yasağına uyulmaması,
  • Konunun yetkili birimlere şikayet edilmesi

Elbette işletmelerin üzerinde internet aracılığıyla kamuoyu denetimi yapılmasını ve sigara yasağı gibi toplumu ilgilendiren konularda yetkili mercilerin harekete geçirilmesini eleştirecek değiliz.

Yazımızın amacı söz konusu Twitter kullanıcısını teşhir etmek veya eleştirmek de değil!

Savımız sanal duyarlılıkların, aktif bir eyleme dönüşmemesi, hayata somut ve kalıcı etkisinin zayıf olması ile de sınırlı değil!

İnternet ortamında gelişen duyarlılığın, tutarsız, çelişkili ve çarpık bir bakış açısı yarattığı yönündeki savımı tartışmak istiyorum.

Siyah fincanla ikram yapılması nedeniyle, fal bakamadığı için tepki gösteren ve buna ilişkin de yetkili kurumlara tepki gösteren bireyler de yoksulluktan geçinemeyip, çocuklarının ısınması için saç kurutma makinasını açan ve diğer odada kendini asan birey de aynı coğrafyada yaşıyor ve bu durum ciddi bir çarpıklığı göstermektedir.

Tartışmak istediğim de budur.

Ancak çarpıklığı sınıflar arası beklenti, ihtiyaç veya isteklerin farklılaşmasından daha farklı bir durumda olduğunu düşünmekteyim.

Elbette tarih boyunca zengin sınıflarla yoksul sınıflar arasında ciddi uçurum hep olmuştur. Duyarlı olduğumuz sorunlar hep farklılaştı ve bireylerin ekonomik yapılarıyla da oldukça yakından ilişkili bir ayrışma yaşandı.

Sanal duyarlılıkla ne değişti peki?

300 yıl öncesindeki sınıflar arasında olan çatışmadan farklı olarak, insanların ekonomik yapılarına veya sınıfsal özelliklerine uygun olmayan bir duyarlılık oluşmaya başladı, yaygınlaşıyor ve çarpık bir yaşam biçimi dayatıyor.

Konunun küreselleşmenin getirdiği hızlı ve ucuz bilgi paylaşımı ile teknolojik gelişmelerdeki atılımın yarattığı yeni ürünlerin içinde sanallaşan bireyin geldiği psikolojik durumla da ilgisi bulunmaktadır.

Küreselleşmeyle birlikte orta sınıfın eridiğini ve gelir dağılımında ciddi bir uçurum yaşandığını görmekteyiz. Bu süreçte ciddi bir teknolojik atılım yaşandı ve teknoloji, hayatımızın her anına nüfus etmeye başladı. Teknolojik gelişmenin etkilediği veya şekillendirdiği yeni bireyin yaşam tarzı, insan için neyin, ne şiddette önemli olduğu konusunda ciddi bir kafa karışıklığı oluşturmaya başladı.

Özellikle sosyal medya kullanımına odaklanan bireyler olarak hızlı, anlık ve sürekli değişen bir bilgi bombardımana maruz kalıyoruz.

Kediye eziyet videosunu izleyip, oldukça üzülen birey, 3 saniye sonra karşıdan karşıya geçirilen bir yaşlı için sevinmeye başlıyor. Hızlı bir film şeridi izler gibi sürekli duygusal durumumuzu etkileyen oldukça çarpıcı gelişmelerden haberdar oluyoruz.

Gelişmeler sıradan değil olsa paylaşıma konu olmuyor, dolayısıyla, en çarpıcı olan bilgi daha çok paylaşıma konu olduğu için şok etkisinde olumlu, olumsuz, sevgi içerikli veya şiddet barındıran birçok gelişme gözlerimizin önünde “hemen destekle”, “hemen üzül”, “hemen paylaş”, “hemen sevin” gibi duygusal bir tepkiye çağrılmaktayız.

Paylaşımlarının doğruluğuna inanan birey, fazla beğeni gelmeyince kendinden şüphe edebiliyor, çeşitli nedenlerle yüksek beğeni alan birisi özgüvenini oldukça fazla, gereksiz veya abartılı olarak yüksek tutabiliyor.

Bu hızlı bilgi akışının içinde sürekli değişime uğrayan duygusal durumun sağlıklı olmasını beklemek pek de mümkün olamayacağı kanısındayım.

Bu süreç sadece bu gelişmelere taraf olma ile çağrısı yapmakla kalmıyor. Bu sanal ortamda var olmak için bu süreci beslemekle de görevlendirilmiş oluyoruz. Nitekim, sürekli paylaşımlardan etkilenen birey, kendisi de bu çarkın bir dişlisi oluveriyor bir anda!

Kendisi de paylaşıma başlayınca önemli veya çarpıcı bilgi arayışı bir ihtiyaç olarak kendini göstermeye başlıyor. Var olmak için değirmen suyuna kovayla su taşımaya başlayan bir robot veya sistemin tıkır tıkır işlemesi için gerekli olan bir makine dişlisi olması an meselesi oluyor

Çarpıklık bu noktada başlıyor. Paylaşıma konu olacak bilgi, tuhaf bir şekilde insanların sınıfsal durumundan, doğru bulduklarından farklı ve bambaşka bir alandan gelebiliyor.

Sosyal medya kullanımının siyaset yapıcıları için de etkin kullanılması durumu biraz daha çarpıklaşmaktadır. Siyasiler bir taraftan, vatandaştan oy beklentisiyle, onların sorunlarına ilgi göstermek ve üreteceği çözümler üzerinden politika geliştirmek durumda kalıyor diğer taraftan, ciddi rantların paylaşımında etkin rolü nedeniyle az önce umursamak zorunda kaldığı vatandaştan uzaklaşıp maddi olarak üst tabakaya odaklanmak zorunda kalıyor.

Siyasilerle kavga edip başımızı belaya sokmadan, vatandaş nezdinde çarpıklığın geldiği noktayı tartışalım.

Sanal ortamda kişiler değil hesaplar var, takma isimlerle, cinsiyetinden, medeni durumuna, siyasi düşüncesinden, maddi durumuna kadar her alanda kendini farklı gösteren hesaplar bulunmaktadır.

Dolayısıyla, internet “sanal yanılsama” yaratmaktadır. Duyarlı olduğunu düşündüğümüz hesapların, gerçekliği, samimiyeti, amacı belirlenememektedir. Örneğin, kedi paylaşımı yapan bir hesabın, kız arkadaş edinmek amacı olabileceği gibi, “A” siyasi grubu lehine yayın yapan birinin, beğenileri, eleştirileri toplayıp “B” siyasi grubu için çalışabileceğini hepimiz biliyoruz.

Bu sanal yanılsamayı gittikçe daha az yadırgıyoruz. İnternet kullanıcıları, bireyi önemsemiyor hesapla ilgileniyor. Belki de kişiyle karşılaşma ihtimalinin oldukça düşük olmasından kaynaklanan bir durum olsa gerek.

Sanal yanılsamanın, çarpık bir duyarlılık yarattığını düşünmemin nedeni de bu!

Bu neden sonuç ilişkine nasıl vardığımı açıklamak için kentleşme modelinin de önemli bir etken olduğunu tahmin ediyorum. Toplum olarak, kentleşme modelinde dikey yapılaşmayı tercih ettik.

Dikey yapılaşmada ağaç, bahçe, komşuluk vb. yok. Yoğun trafikten eve geçen bireyler, vakitlerini genelde internet ve tv gibi “ekranla” geçiriyor.

Aslında fiziksel olmasa bile zihinsel olarak hapis hayatı yaşayan bireyler, sanal ortamda özgürleşmeye çalışıyor. Sahte hesaplarla, yaşamak istediği hayata dalıyor, hayallerini gerçekleştiriyor, iktidara kızıyor, patrona sövüyor…

İnternet ortamında birey hayalet gibi duvarlardan geçebiliyor, süper yeteneklere sahip olabiliyor. Bu durum sahip olduğu fiziksel koşullardan bağımsızlaşması yönünde bir algı veya psikolojik etki yaratıyor.

300 yıl öncesinde bireyin maddi ve ekonomik durumu, geçmek istediği duvarları, karşısına almak istediği hayatı belirliyordu.

Ancak günümüzde lüks bir apartmanın 49. Katında oturan biri için apartmana sokamadığı bir hayvan, onun duyarlılığının da çerçevesini oluşturuyor. Bizleri şekillendiren ekonomik alt yapı, sanal ortamda da peşimizi bırakıyor aslında.

Teknoloji devrimi öncesinde zengin sınıfla, yoksul halkın beklentileri, ihtiyaçları hep farklıydı.

Sanal ortamdaki duyarlılık, toplumcu değil bireyseldir. Toplumsal ilişkileri belirleyen sınıfsal çatışmadan uzak, bir araya gelme, örgütlenme, aktif bir eyleme dönüşme amaçlanmadan, bireysel doğruların uçta bir savunulmasından öteye gitmemektedir.

Nitekim fincanın rengini sorun eden bir hesap bu anlamda hep karşıtlarını hem taraftarları yaratacaktır. Dolayısıyla, bu karşıtlık bile paylaşımı yapan için bir başarı olabilir.

Sanal duyarlılıkta birey, kendi sınıfsal durumundan, cinsiyetinden, inançlarından veya doğru bulduklarından uzaklaşabilmektedir.

Toplumsal bir duyarlılık olmadığı için anlık aktivitelerle, şahsi ve özel anını yaygınlaştırmaya çalışmaktadır.

Bu süreçte var olmaya çalışan hesaplar, kedi için duyarlılık gösterdikten sonra, fincanın rengini sorun edebilir ve buna ilişkin tepkisini yaygınlaştırmaya çalışır.  Çünkü kedi duyarlılığı 3 saniye sürecektir ve gündemde kalmak için anlık bir gelişmeyi süzgeçten geçirmeden sanal ortama aktarabilir.

Bize özgü süzgeç yani davranışlarımızı sorgulayıp dışa vurumuna karar vermemize sebep olan kontrol mekanizmalarımız gittikçe azalıyor ve bazen de kaybediyoruz.

Çünkü kendimizi kontrol etmemizi sağlayan sağduyu, özeleştiri gibi duygusal konular “bireyden” bağımsızlaşıp, “hesabın” sorunu haline geliyor. Hesabın sınıfsal durumu yok inançları da doğruları da…

Sanırım 300 öncesindeki insanlardan ne kadar çok farklılaşmışsak, 300 yıl sonra da bambaşka bir insan bizi bekliyor.

Kaçınılmaz ve geri dönülmez bir süreç içerisinde, bizi etkileyen veya etkileyecek sanal ortamın etkilerinin azaltılması, kentleşme modelinden küçük yaşta çocuk eğitimine kadar ciddi, kapsamlı bir politikanın kurulmasını zorunlu hale getiriyor.

Politika yapıcılarının çok da önemsemediği bu ihtiyaç toplumsal varlığımızı tehdit ediyor ve herkese zarar verecek sahte, çarpık ve üzücü bir duyarlılıkların, kurumları da etkisi altına almaktadır. Yukarıda örneklediğimiz tweet sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesinin “işletmelerin kullandığı eşyalara karışmıyoruz” şeklinde cevap vermesi gibi…

Çözüm üretmenin oldukça zor olduğunu bilerek, aşağıdaki önerilerimi paylaşmak istiyorum;

Öncelikle, dikey yapılaşma yerine yatay yapılaşma (az katlı, bahçeli ve müstakil binalar) tercih edilmelidir.

Diğer taraftan, öğrencilerin sporla, sanatla ve bilimle uğraşmasını ve zaman geçirmesini önemsenmeli ve okulların bu olanaklara sahip olması için ciddi bir fiziksel altyapıya kavuşturulması gerekmektedir.

Toplumsal ilişkilerin ve iletişimin de sağlıklı olması için bilimin esas alındığı (araştırmaya, sorgulamaya veya deneye dayalı) mesleklerin özendirilmesi, sporla ve sanatla vakit geçiren bir yaşam biçimini topluma sunmalıyız.

Etiketler
Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Close